40. Gün – Roman Planlamak için Kar Tanesi Yöntemi – 2

Bugün 9. bölüme başladım ve yazma vaktimde başka bir iş çıkınca ancak 564 kelime yazabildim.

Bir de not. Bundan sonra günceye günlük yazı girmeyeceğim. Düzenli aralıklarla olmasa da 2-3 günde bir yeni yazı ekleyeceğimi umuyorum. Sağ taraftaki ibreyi ise günlük güncellemeye devam edeceğim.

***

Roman Planlamak için Kar Tanesi Yöntemi (Devam)

Şurada anlatıp da yarım bıraktığım yazıya kaldığım yerden devam. Yine unutmadan ekleyeyim: Randy Ingermanson’a ait bu yöntem kafanızdaki romanı planlamak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız işinize yarayabilir. Yöntemin uzun aslı şurada.

4. Adım: Artık romanın genel yapısı hakkında epey bilgiye sahibiz ve eğer bu yapıda bir sorun varsa bunu da görebiliyoruz. Şimdi yapılması gereken hikayeyi genişletmek. Birkaç saatinizi ayırıp özet paragrafın her bir cümlesini ayrı birer paragrafta genişletin. Artık elimizde neredeyse bir sayfalık roman sinopsisi var.

5. Adım: Birkaç gününüzü ayırıp her ana karakter için bir sayfalık, yan karakterler için ise yarım sayfalık açıklama yazın. Bu karakter sinopsislerinde, yukarıda planladığımız hikaye her karakterin gözünden ayrı ayrı anlatılmalı. Yine yukarıda planlananlardan farklı bir şeyler keşfedersek onları geriye dönüp değiştirebiliriz.

6. Adım: Artık elimizde bir hikaye ve her karakter için dallanan bir kurgu var. Şimdi bir haftanızı ayırarak, bir sayfalık hikaye sinopsisini dört sayfaya çıkarın. Dördüncü aşamada yaptığımız her paragrafı birer sayfaya genişletiyoruz.

7. Adım: Bir haftanızı ayırıp çıkardığınız karakter tanımlarını, o karakter hakkında önemli olabilecek her türlü detayı içerecek şekilde genişletin. Doğum tarihi, görünüşü, geçmişi, amaçları, hayalleri vs. gibi standart şeyler yanında, karakterin roman sonunda ne yönde değişmiş olacağını çözmeye çalışın. Bu aşamaya tatmin olana kadar devam edebilirsiniz. Karakterler artık sizin için gerçek olmalı, kendi kararlarını vermeye başlamalı.

8. Adım: Dört sayfalık roman sinopsisinize bakarak, romanı yazmanız için gereken tüm sahnelerin sırayla bir listesini çıkarın. Listede, sahnenin hangi karakterin gözünden anlatılacağı ve sahnede neler yaşanacağı olsun. Sahne açıklamaları birer cümle de olabilir, paragraf da. Size kalmış. Bu liste tüm akışı bir arada görebilmek ve daha yazmaya başlamadan sahnelerin yerlerini değiştirebilmeyi kolaylaştıracak.

9. Adım (Tercihe bağlı): Sahne listesindeki her sahneyi en fazla birkaç paragrafla sadece anlatarak romanı yazmaya başlayın. Aklınıza gelen güzel diyalogları da ekleyin ve sahnede yaşanacak çatışmayı (engelleri) şekillendirin. Eğer bir çatışma yoksa ya bir çatışma ekleyin ya da o sahneyi atın.

10. Adım: Artık oturup yazmaya başlayın. Bu kadar plan yaptıktan sonra, normale göre muhtemelen daha hızlı yazıyor olacaksınız. Bu ilk taslağı yazarken o kadar plan yaptığınız için kendinizi bir yazar gibi hissetmeyeceğinizi düşünmeyin. Buraya kadar sadece romanın genel yapısını çizdiniz. Ama hala aşılması gereken ufak sorunlar var. Mesela, kahraman etrafı timsahlarla çevriliyken ne yapacak da yanmakta olan kayıktan sevgilisini kurtaracak? Şimdi bu tür ufak sorunları çözme zamanı! Yani yazarken çözmeniz gereken sorunlar daha az olduğu için daha hızlı yazabileceksiniz.

Evet Kar Tanesi yöntemi bu kadar. Bu yöntem belki size uygundur, belki değildir. Ama denemeden bilemezsiniz, değil mi?

Reklamlar

38. Gün – Roman Planlamak için Kar Tanesi Yöntemi – 1

Bugün epey sıkıntılı da olsa 927 kelime yazabildim. 8. bölümü bitireceğimi ummuştum ama yarına kaldı.

***

Roman İpucu

  • Romandaki bölümlerin muhtemel isimleri:

7. Bölüm: Anka Kuşu

***

Roman Planlamak için Kar Tanesi Yöntemi

Randy Ingermanson’a ait bu yöntem kafanızdaki romanı planlamak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız işinize yarayabilir. Bazı kısımları kendi romanım için biraz angarya gibi geldiğinden ben bunu kullanmamıştım. Ama daha planlama aşamasının başlarındaysanız ideal bir yapıya sahip. Yöntemin uzun aslı şurada. Ben oradan yer yer çevirerek, kısaltarak anlatmaya çalışacağım, fakat bugün için uzun gelirse konu yarına sarkabilir.

Öncelikle buna Kar Tanesi Yöntemi denmesinin sebebi planın işleyişinin bir kar tanesinin oluşumunu andırması.

            

Yani yukarıdaki şekiller gibi temel taşlarla başlanıp, her aşamada ayrıntı seviyesi aratarak kurguya ulaşılıyor. Toplam 10 adım var;

1. Adım: Bir saatinizi ayırıp romanın tek cümlelik bir özetini yazın. Örneğin yazarın ilk romanı için bu cümle şöyle bir şeymiş: “Kaçak bir fizikçi, havarilerden Paul’u öldürmek için zamanda geçmişe gider.” Bu ilk cümle ile romanın genel resmini görüyoruz. Kar tanesine giden yoldaki ilk üçgendeyiz daha. Bu cümle aynı zamanda kitabı birine tanıtırken söyleyeceğiniz ilk cümle de olmalı. Önemli yani. Bu konuda bazı ipuçları:

  • Ne kadar kısa o kadar iyi. 15 kelimeden az tutun.
  • Karakter isimlerine gerek yok. İsim kullanmaktansa karakterin belirleyici özelliğinden söz etmek daha iyi.
  • Kurguyla karakteri bağlayın. Bu hikayede bir şeyler kaybedecek olan kim? Onun gerçekte ne istediğini söyleyin.

2. Adım: Bir saatinizi daha harcayıp o cümleyi hikayenin geçtiği dünya, hikayedeki ana kırılma noktalarını ve romanın sonunu içerecek bir paragraf haline getirin. Burayı Üç Perde Formatı‘na göre, üç felaket ve bir son şeklinde geliştirebilirsiniz. İlk felaket dış kaynaklı bir şey olabilir ama diğerleri karakterin hataları nedeniyle olmalı. Bu paragraf ideal olarak 5 cümleden oluşmalı;

  • Bir cümle hikayenin geçtiği dünya ve tarihini anlatır.
  • Üç felaketin her biri için ayrı ayrı üçer cümle daha.
  • Son olarak da romanın sonunu anlatan bir cümle.

3. Adım: Yukarıdakiler kurgunun gidişatını gösteren bir kroki gibi. Şimdi de karakterleri planlamak lazım. Her ana karakter için bir saat ayırıp şunları içeren birer sayfa yazın.

  • Karakterin adı
  • Karakterin hikayede yaşayacaklarının bir cümlelik özeti
  • Karakterin hayali, onu bir şeyler yapmaya iten dürtü nedir?
  • Karakterin amacı, somut olarak sahip olmak istediği şey nedir?
  • Karakterin yaşadığı çatışma, hayaline ulaşmasını önleyen şey nedir?
  • Karakter roman ilerledikçe neler öğreniyor, nasıl değişiyor?
  • Karakterin hikayede yaşayacaklarının bir paragraflık özeti?

Not: Bu aşamada ve ilerledikçe 1. ve 2. adımda yazdıklarınızda değişiklik yapmak isteyebilirsiniz.

Hmm, bu yazı düşündüğümden de uzun olacak, o yüzden devamı yarın olsun.

37. Gün – Bir Romanı Planlamak

Dün de sözünü ettiğim 8. bölüm nedense çok sıkıntılı ilerliyor. Doğaçlama gidiyor olmam yüzünden mi acaba? Emin değilim. Fakat bu bölümü şimdilik atlamam daha iyi olabilirdi. Neyse ki, bu kısımın yarın biteceğini umuyorum. Bu arada, bugün toplam 959 kelime yazmışım.

***

Roman İpucu

  • Romandaki bölümlerin muhtemel isimleri:

6. Bölüm: Çelebi Kanatlar

Bu bölümün ismi bir şeyleri çağrıştırıyor mu?

***

Bir Romanı Planlamak

Dün benim daha çok planlayıcı bir yazar olduğumdan söz etmiştim. Şimdi de, çok özel bir şey yapmamış olsam da, romanın planlama aşamasından söz etmek istiyorum.

İlk olarak, pek tabii ki Viyana Gökleri öyküsünü yazmıştım. Sonrasındaki amacım hikayeyi başka öykülerle devam ettirmekti. Ama onlar için kafamda kurguladıklarıma bakınca, aslında bunun bir romana dönüşebilecek kadar büyük olabileceğini fark ettim.

İlk olarak bir taslak planı oluşturmalıydım ama bunu nasıl yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tamam, yazdığım hikayeyi temel aldığı için ilk kısımları nispeten biliyordum, aklımda bir son da vardı, peki arada kalanlar? Oralar için sadece, en etkili olabileceğini düşündüğüm 4-5 çok önemli sahne kafamda yer edinmişti. Üstelik bunlar belli bir sırada bile değildi. Bunları bir şekilde sıraya koyup, kafamdaki sona ulaşmam gerekiyordu.

Planı çıkarmaya ilk bölümlerden başlayarak, bölüm bölüm ilerledim. Buradaki en önemli nokta bunu yazılı olarak yapıyor olmam oldu. Öncesinde her şey sadece kafamdaydı. Yazıya dökünce, neyin nereye gelmesi gerektiğini görmek daha kolay oldu.

Faydasını gördüğüm diğer bir nokta ise planını çıkardığım veya çıkaracağım bölüme ne isim vereceğimi düşünmek oldu. Bu isimler romanda ille kullanılacak diye bir şey yoktu. Daha çok o bölüm üzerinde beyin fırtınası yaparken, bölümün özünü daha kolay hatırlamamı sağlıyorlardı.

Bunun yanında planı yaparken, olayların gidişatını geçen gün bahsettiğim Üç Perde Formatı‘na göre işlemeye çalıştım.  Fakat bunu, hikaye hakkında bilgi vermeden anlatmam biraz zor maalesef.

Bu anlattıklarım bir romanın planını çıkarmak için pek de bir yöntem sunmuyor sanırım, çünkü değindiğim şeylere rağmen benim plan daha çok içgüdüsel olarak ortaya çıkan bir şey oldu.

Yarın için, sıfırdan plan yaparken kullanabileceğiniz, şuradaki Kartanesi Metodu‘ndan (Snowflake Method) söz etmeyi düşünüyorum. Daha faydalı olabilir.

36. Gün – Doğaçlamacılar ve Planlayıcılar

Bugün 8. bölüme başladım ve üzerinde öncesinde pek düşünmediğim sahneleri epey doğaçlama yaparak yazdım. 1088 kelime etmiş. 7. ve 8. bölümler aslen planımda yoktu, romanda ilerledikçe yazılması gerektiğini hissettim. 7. bölüm çok iyi oldu gibi ama 8. bölüm için kuşkularım var. Belki ilerde tekrar yazılır, belki hepten çıkarılır.

***

Roman İpucu

  • Romandaki bölümlerin muhtemel isimleri:

5. Bölüm: Viyana Gökleri

***

Doğaçlamacılar ve Planlayıcılar

Bugün yazarken epey doğaçlama yapmış olmamın şerefine, iki yazar tipinden bahsedeyim. Burayı yazarken Brandon Sanderson’un youtube’daki şu dersinden ve yine Writing Excuses podcastinden bolca kopya çektim.

Evet, genel olarak bakmak gerekirse iki yazar tipi vardır: Doğaçlamacılar (Discovery writer) ve Planlayıcılar (Outliners);

George R. R. Martin

George R. R. Martin

  • Doğaçlamacılar adı üstünde eserlerine sadece bir fikrin tohumuyla hatta bazen o bile olmadan başlar ve belki varacakları sonu bile bilmeden doğaçlama yazarlar. Bu açıdan George R. R. Martin doğaçlamacıları daha çok bahçıvanlara benzetiyormuş. Bu tipe yakın yazarların genelde karakterleri güçlü oluyor, ancak sonları pek etkileyici olmayabiliyor, bitti işte dağılın der gibi bitebiliyor. Örnek olarak, George R. R. Martin ve Stephen King doğaçlamacı yazarlarmış.

John R. R. Tolkien

  • Planlayıcılar ise daha çok mimarlara benziyor. Daha eser üzerinde çalışmaya başlamadan karakterlerden kurguya kadar her şeyi en başından planlayabiliyorlar. Bunlarda genelde kurgu daha iyi olsa da, karakterler yapay kalabiliyor. Yüzüklerin Efendisi’ni planlamak için yıllarını harcamış olan Tolkien, J. K. Rowling, Brandon Sanderson gibi yazarlar da daha çok planlayarak yazanlardan.

Yazarları böyle iki gruba ayrılmışlar ama aslında bu, planlayıcılar hiç doğaçlama yazmıyor, ya da doğaçlamacılar hiç plan yapmıyor demek değil. Örneğin; ben kendimi %75 planlayıcı, %25 doğaçlamacı olarak görüyorum. Yazdığım her şey, kurgunun her parçası planlı değil. Özellikle karakterleri doğaçlama yazmaya çalışıyorum mesela.

Ayrıca benim edindiğim izlenime göre ülkemizdeki yazarların çoğu doğaçlamacı gibi. Çünkü bir yazardan yazmayla ilgili bir tavsiye okuduğumda genelde “kitabın nereye varacağını düşünmeyin, gizleriyle sizi şaşırtsın gibi” şeylerden söz ediyorlar. Tamam, bir doğaçlamacı için kitabı yazarken keşfetmenin tadı ayrı bir güzellik olabilir. Fakat bu tavsiye herkes için geçerli olacak diye bir kaide yok. Bu tavsiye size uymuyorsa, yazamıyorsanız, bir de plan yapmayı deneyin, en azından varacağınız sonu bilin.

Bir de, ben eserini daha yazmaya başlamadan ayrıntılı bir şekilde kurguladığını söyleyen pek planlamacı Türk yazar görmedim. Belki de Türk edebiyatının eksiklerinden biri budur. Planlayarak yazdığını bildiğiniz Türk yazar var mı?

34. Gün – Üç Perde Formatı

Bugün 1014 kelime yazmışım. Yedinci bölüm, aksiyonu ve duygu yoğunluğu bol iki bölümden sonra nispeten sakin geçen, önceki bölümlerde olan bitenin yankılarının görüldüğü bir bölüm oluyor.

***

Roman İpucu

  • Romandaki bölümlerin muhtemel isimleri:

3. Bölüm: Macar Sisi

***

Üç Perde Formatı

Bugün romanı kurgularken uygulamaya çalıştığım bir yöntemden söz etmek istedim. Aslında kurgularken direk olarak kullandığım bir araç olmaktan ziyade, yaptığım kurgunun uygunluğunu kontrol ettiğim temel bir format olarak da görebiliriz.

Üç Perde Formatı’ nı anlatırken bolca wikiden ve yakından takip ettiğim Writing Excuses podcastinden kopya çekeceğim haberiniz olsun.

Üç Perde Formatı (Three Act Format) – türkçesi başka bir şeyse lütfen beni de aydınlatın – genelde senaryo yazımından uygulanan bir yöntem ama yazılı kurgulara da gerek büyük, gerek küçük ölçeklerde uymaması için bir sebep yok.

Üç Perde formatı adı üstünde üç perdeden oluşuyor. Şöyle ki;

  1. Perde: Karakterler ve yaşadıkları dünya tanıtılır. Kahraman bir sorunla karşılaşır, o sorunu çözmeye çalışırken olanlar nedeniyle ilk dönüm noktası yaşanır. Bu andan sonra o karakter için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
  2. Perde: Kahraman ilk dönüm noktası nedeniyle ortaya çıkan sorunu çözmeye çalışır.  Sorunu her çözme denemesinde işler git gide daha da kötüleşir. Sorunu çözmek için bolca deneme yanılma yapılır. Fakat sorun düşünülenden de büyük çıkar. Kahramanın çözüm bulamamasının sebebi henüz yeterli becerilere sahip olmaması veya kendi hakkında üstesinden gelemediği bir sorun olabilir. Burası ideal olarak en uzun perdedir. Ayrıca yine bu perdede kahraman hikayede düşebileceği en dip noktaya düşer, karşılaştığı sorunun çözümü mümkün değil gibidir.
  3. Perde: Ana ve yan hikayeler büyük bir zafer anıyla çözüme ulaşır. Öykünün ana çatışması burada çözülür, tüm dramatik sorular cevap bulur. Karakterler hikayenin başlangıcına göre farklılaşmış, gelişmiştir.

Bu yapıyı, siz de izlediğiniz birçok filmden ve okuduğunuz kitaptan hatırladınız değil mi?

33. Gün – Fedakârlıklar

Bugün epey yoruldum, o yüzden biraz kısa tutacağım. Gün içinde sadece 100 kelimelik minimum sınırımı yazmak için oturduğum klavye başında 979 kelime yazmışım ve yeni bir bölüme başlamışım. Hiç fena değil.

***

Roman İpucu

  • Romandaki bölümlerin muhtemel isimleri:

2. Bölüm: Bulut Reis

***

Fedakârlıklar

Dün kendi yazma düzenimden söz ederken, her gün 2 saat kadar vaktimi yazmaya ayırıyorum demiştim. İlk bakışta çok gibi görünmeyebilir ama gün içerisinde o vakti kendime ayırabilmek için zamanı kullanma tercihlerimin bazılarından fedakârlıklar yapmam gerekiyordu.

Oyun

Fedakârlık yapmak belki bu durumda sizin için fazla güçlü bir kelime olabilir. Ama normalde ben yazmaya ayırdığım bu vakti bir şeyler izleyerek veya oyun oynayarak da harcayabilirdim, ki romana başlamadan önce yaptığım şey de çoğunlukla buydu. Özellikle oyun oynamak büyük en büyük hobilerimdendir. Ama işte, sadece bir hobi.

Peki, bu romanı yazmak benim için bir hobi mi? Galiba değil. Çünkü en büyük “hobim” sanırım oyun oynamak olsa da, roman yazmak için bu ‘hobimden kısıp’, fedakârlık ediyorum. Yani benim gözümde bu romanı yazmanın önemi ya da değeri, ne dersiniz deyin, en büyük hobimden daha fazla.

Diğer bir deyişle roman benim için bir hobi değil, çok severek yaptığım bir .

Belki şu anda bana maddi olarak bir katkısı yok, belki ileride de olmayacak ama onu bir iş olarak görmem, ona daha profesyonelce yaklaşmamı sağlıyor ve diğer hobilerime ayırdığım zamandan fedakârlık etmeyi daha kolaylaştırıyor.

Yazmak için vakit bulamadığınızı düşündüğünüz şeyin, hayatınızda yaptığınız işler ve hobiler sıralamasında nerede durduğunu görmeye çalışın. Sadece bir hobi olarak görüyorsanız ve bunun değişeceğini de düşünmüyorsanız, belki de sadece canınız istediğinde yazmak sizin için yeterli olabilir. Ama vakit bulamadığınız için kendinize kızıyor ve neden hala yazamıyorum diyorsanız (bir ay önceki ben yani), belki de yazacağınız esere bir iş olarak yaklaşıp, başka şeylerden fedakârlık yapmanın vakti gelmiştir.

32. Gün – Günlük Yazma Düzeni

Bugün her ne kadar tutuk başlasam ve çok fazla yazamayacağımı düşünmüş olsam da, iyi kötü 1.195 kelime yazabilmişim. Kısa günün karı diyelim.

***

Roman İpucu

  • Roman Viyana Gökleri öykümü temel alıyor olsa da, o hikayede geçenler ve öncesi romanın ilk üçte birlik kısmında anlatılıyor. Olayların gidişatı ise öyküdekine kıyasla çok daha farklı oluyor.
  • Romandaki bölümlerin muhtemel isimleri:

1. Bölüm: Gece Avcısı

***

Günlük Yazma Düzeni

Dün yazma alışkanlıklarından söz ettikten sonra, bugün de romanı yazmaya başladıktan sonra edindiğim kendi yazma düzenimden bahsedeyim.

Öncelikle, romanı yazmak için kendime ayırdığım belirli bir mekân ve zamanım var. Örneğin; akşam saat 9’dan sonrası benim yazma vaktim. Genelde oturduğumda 2 saat kadar yazmak bana yetiyor ama çoğu kez bu süre daha da uzuyor. 2 saatlik bir sürede çoğunlukla 1.000 kelime civarı yazdığım göz önüne alınırsa sanırım pek hızlı bir yazar değilim.

Bu iki kriter; zaman ve mekan, şimdilik değişmezlerim. Kendime ayırdığım zamandan önce başka yerlerde de yazabilirim elbette ama her gün yine o vakitte oturup biraz olsun yazmalıyım. Bu vakti düzenli olarak yazmaya ayırmak, beraber yaşadığınız insanların da sizi biraz daha ciddiye almasını sağlıyor. Yazma vaktinizde sizi rahatsız etmemeye çalışıyorlar mesela.

Yazmaya oturmadan önce genelde yazacağım sahnelerin içeriğine, yaşatacağı duygulara göre ortam yaratan müzikler dinlemek faydalı oluyor.

Sonrasında da yeni bir şeyler yazmadan önce, bir önceki gün yazdığım kısımları okuyarak, düşük cümleleri düzeltmek gibi ufak tefek yüzeysel değişimler yapıyorum. Bu aşamada bazı büyük aksaklıklar olsa da, onlara şimdilik dokunmuyorum. Henüz amacım onları düzeltmek değil. Sadece bir önceki gün yazdıklarımı okuyarak, yeni günde yazmaya biraz daha ısınmış bir halde girişmek istiyorum.

WriteMonkey

WriteMonkey

Yazarken program olarak bedava bir uygulama olan WriteMonkey kullanıyorum. Programı Microsoft Word’e tercih etmemin sebebi; tam ekran, dikkat dağıtmadan yazmaya olanak tanıması ve yazarken daktilo sesi efekti verebilmesi. Gerçekten sadece yazdığınız şeye odaklanmayı çok kolaylaştırıyor.

Sizin de bu tür yazma alışkanlıklarınız var mı? Yorumlarda paylaşabilirsiniz.